http:www.yenidogruhaber.com
 
BURHAN KALE
bkale007@hotmail.com
O'nun Hikayesi...
11/01/2019

Üzerinde eski bir ceket, saç sakal karışık... Ayakkabı boyalı, parlak ve cilalı... Parkta oturuyor, güvercinler farkında sanki çocukluğunda olduğu gibi... Ancak her şey değişik... Şehrin gürültüsü bile...

Bazen başlangıç son, bazen de son başlangıç... Elma ağaçlarıyla dolu bağda üzüm, ceviz de var... Genç görünmek için her şeyi yaptığı saclarından, yüzünden ve özellikle bıyıklarından anlaşılan, babasının emanet ettiği, bu amca babacan birine benziyor... Gurbette kendisine sahip çıkacak, babası omuzlarından tutarak ' "Bak oğlum amcanın sözünden çıkma, bir şeye ihtiyacın olursa ona söyle... Sen okumana bak, ceketimi satar yine okuturum ben seni". diyor...Bu akşam annesinden, babasından ayrı geçirdiği ilk akşam .. Amca, " Yarın sabah okula gideceğiz yeğenim" dedikten sonra yanında çalışan bir delikanlıya " Hüseyin, çocuk sizde kalacak akşam, bakın iyice" deyip gidiyor... Kendisine çocuk denmesinden hoşlanmaz ya... Ne zaman büyüyecek ki... Akşamüzeri Hüseyin'in ardına takılıyor, adım adım izliyor onu... Eski, yıkık dökük bir kaç katlı apartmanın önünde duruyorlar, Hüseyin "Burası işte, ikinci kat" diyor. Az sonra evdeler... Bir kaç genç beraber kalıyor olmalılar... Hüseyin " Arkadaşlar çocuk gece burada kalacak, emminin yeğeni ona göre..." diyor... Aksam yemeğinden sonra su istiyor, gençlerden biri bir bardak su getiriyor, uzatıyor bardağı ve çok önemli bir şey söyleyen bir tavır takınıyor ciddileşiyor, sesinin tonunda deruni bir mana var" Bak yeğenim, kıble bu taraf önce Besmele çekeceksin, sonra kıbleye dönüp dizlerinin üzerine çökeceksin... Suyu üç yudumda içip, elhamdülillah çok şükür diyeceksin tamam mı? ' diyor... Anladığını belirtmek için başını sallıyor mahcup bir eda ile eline aldığı bir bardak suyu tarif edilen şekilde içiyor, sonunda gençlere bakarak çok şükür diyor demesine de o anda bir kahkaha tufanı kopuyor, odanın camları sallanıyor duvarlar üzerine yıkılıyor, şiddetli bir rüzgâr çıkıyor. Ondan başka kimsenin görmediği hissetmediği " bu çocuk çok saf işi zor" diyorlar, Hüseyin " Sen onlara bakma çocuk," deyip teselli ederken o son ölümcül darbeyi vuruyor, kırılgan yanına yaslanarak pencereden, uzak yıldızlara bakıyor ve iç geçiriyor " Anne, seni de uyku tutmadı değil mi?" diyor...


Günün ilk ışıkları zar zor açılan gözlerini acıtıyor. Neden böyle oluyor ki sabah? Uyanıyorsun ancak kalkmak istemiyorsun. Her günkü işlerin bir benzeri ile dolu bir güne uyanmak ne kadar ilginç olabilir ki! "Ya uyanmasaydım uyandığıma şükretmem lazım. Yaşamak güzel şey, hayatı çirkinleştiren de güzelleştiren de bizleriz." Kalkıyor ve perdeleri çekiyor perdelerin çiçek desenleri nasılsa bir buket haline geliyor, hafif rüzgârla salınan perde Nuşinevar'ın kapısının arzuhal ziline dokunuyor, odası daha da aydınlanıyor. Balkon kapısını açıyor sonuna kadar, temiz havadan önce şehrin gürültüsü coşkun bir nehir oluyor doluyor odaya... Neleri tüketmedik ki hayat yolunda... Şehre kendimizi teslim ettik, bu prangalarla yaşamalıyız artık...

Bir mucize olmalı uyanmak, her gün yaşanan bir mucize... Bu mucizenin farkında olduğuna seviniyor... İnsanın etrafı bu tarz mucizelerle dolu ancak bunun farkında olunmadığını görüyor... Artık uyandığına göre pencereleri de açmalı, temiz havayı buyur etmeli, sonrasında ancak eski bir kanepe ve bir kaç sakat sandalye ile dolu balkona çıkmalı, balkon kenarına dek uzanan asmadan üç beş kedi bıyığı koparmalı... Serçelerin şen şakrak nağmelerini kıskanan araba seslerinin balkonu istilasından önce çok az ömrü kalsa da henüz yaşayan bu kısacık zamanı mutfakta heba etmemeli... Mutfak da diğer odalar gibi yalnızlığını paylaştığı yerlerden biri işte... Ne kadar dostlarına benziyor bu buzdolabı... Ya dört ayaklı, yerinden çekilmesi neredeyse imkânsız çirkin masa, etrafını halkalar halinde saran tanıdığı, tanımadığı, tanıdığını sandığı, yanlış tanıdığı, kurtulmak istediği, istese de kurtulamadığı baylar, bayanlar... Çaydanlığın alıp götüreceği hangi diyar, ada bilinmez fakat düdüğü bir çalınca bardak canlanıyor, gün dünya için güneşin doğması ile başlasa da ufku bir bardak çayı yudumlamadan ışımıyor...


Okumak kimin umurunda, fayda için okumuyor muyuz?... Bu menfaat anaforunda yitip gitmeyecek miyiz sonunda?

Ah bu yaz geceleri... Dünya umurunda olmuyor insanın fakat üzerine birden bire ağırlık çöküyor... Eline bir kitap alıyor, az da olsa ayaklarına serinlik veren rüzgârı hissederek hafif ışık eşliğinde bazen harfleri seçemese de zihninden tamamlayıp okuyor, bu ne kadar da keyif verici...


Sessizlik... Karanlıkla iç içe... Biraz tedirgin edici olsa da... Huzur ah huzur neden yalnızlığın otağındasın... Yalnızlık gerçekte mümkün değilken... İnsan bu kafa ve bu yürekle yalnız kalamaz... Düşünmeden yaşamak mümkün olursa yalnızlığın bir anlamı olabilir... Düşünmek yaşamanın olmazsa olmazı... Kimseyi bulamazsan kendinle konuşursun... İşte boğazına gelip düğümleniyor sözcükler... Söylenecek ne kadar çok şey var... Oysa suskunluk denizinin kıyıları mutluluk ormanının başlangıcıdır...


Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar, aşır aşır memlekete kız vermesinler, annesi bu türküyü söylüyor hep... Odayı, yüzleri, gözleri, havayı hüzün sarıyor... Köyden şehre geldiklerine pişman olmanın kıyısında dururken birden Allah'ın bu gününe şükür, ardından kızım kalk bir çay koy, diyor. Uzun, çiçek desenleriyle süslü eteğine başını yaslamış öylece uyuyakalmış oğlunun saçlarında ellerini gezdiriyor, Rabbim kimsemiz yok senden başka, iyi kullarınla karşılaştır diye dua ediyor... Kızım çocuğu alın yerine yatırın... Kanepeye yatar yatmaz hemen uyanıyor, yine annesinin ardında dolaşıp duruyor...

             Keçi inadı var onda... En çıkılmaz yerlere tırmanıp çıkıyor, nasıl ineceğini çok da düşünmüyor... Manzaranın tadını çıkarıyor, hayatın bir manası varsa o da adımını hep ileri atmak... Geriye dönen mum gibi söner...



156 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İlle de Şiir... - 25/09/2019
Şiirin kökleri çok derinlerde bu nedenle bu ağaç kurumaz… Ne de olsa şiir fani bir ömrün yatağına dökülen ebediyet* değil midir?
İlle de Şiir... - 24/09/2019
Şiirin üstüne söylenebilecek en güzel söz daha güzel bir şiirdir.
Şiirkıran... - 18/07/2019
Şiirsiz, bu kelimeyi yazmak bile korkunç, kalan bir dünyada sanatın diğer dalları ölür gider…
Mağara Duvarları... - 22/04/2019
Giydiğimiz giysilere, kullandığımız arabalara bakmayın ya da en lüks uçaklara bindiğimize… Modern denilen zamanlarda tabiri caizse taş devrini yaşayanlarımız var. Sanatçıya kalan mağara duvarları…
TURNUSOL - 09/04/2019
Tanınmak ya da bilinmek için değil bizden sonrasına dünyamızı taşımak için yazmalıyız... Çünkü bizim dünyamız inancımızla, bayrağımızla, toprağımızla, çilekeş hayatımızla, sevgi dolu yüreğimizle örülü değil mi?
Aynaların Dili - 20/03/2019
Oktay RIFAT, “Limonküfü saçların aynada hüzün/Seni bir yıldıza bitişik kıl payı/Dönülmez sevdalara götürsün yüzün.” Aynanın hüznü paylaşan yanı var tabii ki…
Zelanda Yeni Zulüm Eski... - 18/03/2019
Fakat bilmedikleri bir şey var o da; sonu Cennet’te biten bir yolculuktur Müslüman olmak…
12 MART MI? - 12/03/2019
“Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli” Ezanlar ki hem dinin hem milletin hem de devletin temelidir. Ezan okunurken ezana yapılan en basit tabiri ile saygısızlık M. Akif’in ruhunu da incitmiştir mutlaka…
Of of... - 12/02/2019
İnsan kendi elleriyle yaptığı, ortaya koyduğu adına ilerleme dediğimiz nesnelerden yani maddeden değersiz halde... Doğrudur gözüne, eline bir değer biçilemez ancak yüzüne de bakan olmaz...
 Devamı
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.76495.7880
Euro6.41576.4414
KİRALIK EV
SİZE AYRILDI