http:www.yenidogruhaber.com
 
BURHAN KALE
bkale007@hotmail.com
Kırk Oda II
21/01/2019

Benimle konuşmanı istemiyorum bir yandan da, bunun beni yaralayacağını düşünüyorum... Zaten yaralıyım, yaralıdır yüreğim; serçenin kırılan kanadı yaraladı beni, yavrularına yiyecek arayan kedinin miyavı… Güze kavuşan yaprağın hüzne sarılan bedeni düşüverdi ellerime… Hepsini aldım yaramın bir tarafına sardım sonra çocukların gözyaşları ile o gözyaşlarını dindirecek, acı dolu yüzleri güldürecek yeni bir dünya kurmak istedim…  

Seni susturmak istiyorum nedense? Herkes gibiyim öyle mi? Seni dinlemek hem de asırlarca içinde biriktirdiğin sırlara vakıf olmak kaldırabileceğim bir yük değil ki… 

Düşünmek için "mağaraya" girmeye karar veriyorum... Çünkü senin de bir mağarada geceyi gündüzü bilmeden nefsini hesaba çekerek ıslah ile hakikate erdiğini okuyorum... İçimde kaybettiğimi içimde buluyor olamaz mıyım? Mevlana’yı ziyaret etmiştik hatırlıyor musun? Küçük, dar, karanlık girişi olan odalarda sevginin membaına nasıl ermiş… Biz şehir şehir geziyor koca dünyada daralıp sıkılıyoruz… 

Caddeler, sokaklar büyük, ihtişamlı binalar ve mağazalarla dolu... İnsanın değerini kaybettiği bu zamanın bir yansıması yaşantımız... Elde edenler başarılı olanlar geldikleri geçtikleri yolun yol ve yordamının insan tabiatına uygun olup olmadığı sorgulanmadan takdir ediliyor... Alkışlar kim sahnede ise ona... Bu âlemde yaşama şansımız var mı?

Gecenin bir yarısından sonra sessizlik kuşatıyor sokaklarını Kayseri’nin... Herkes uykuya sarılıyor kırk yıllık dostuymuşçasına... Sen ne yapıyorsun o sessiz zamanlarda... Işığını ay ile mi yıldız ile mi paylaşıyorsun? İnsandan umudunu kestiğin oluyor mu? Kafanda cevapsız soruların var mı? İşin zor gerçekten de çünkü her şeyi bilen kimselerle aynı zamanda yaşıyorsun kime ne anlatacaksın... Seni kim dinler ki? Yine de ümidini yitirme bilgiye, sevgiye ve özellikle de ümide muhtaç çok var...

Gecenin bir yarısı uyandığın oluyor mu? İnsan bu sessizliğin içerisinde kayboluyor değil mi? Seni sıkıyor muyum yoksa? Ne yapayım, ben Kayseri Kalesine âşık bir Kutup Yıldızı değilim... Geceden ilham alıp da şiir yazamıyorum... Çünkü geceye ilham verenlerden olmak istiyorum... Kalemimin ucunda sadece yüreğim duruyor mürekkebim Erciyes’in zirvesinden zaman zaman doluyor...

Açık mavi, demir kapı açılıyor yavaşça, elbisesi yüreğindeki çiçeklerle süslenmiş olan bir kadın bakıyor bir müddet öylece neden sonra anne oğul sarılıyor birbirine... Gecenin bittiğine tanıklık ediyorum... Henüz çocuğum ya habersizim karanlığın, ışıktan bohçalara sarılı olduğundan... Yıllara giden yollarda gulyabanilerin sıra sıra dizili durduğundan… Bahçedeki dut ağacının dalları arasında oturuyorum dutun tadı harika... Toplamak istiyorum senin için... Seni mutlu etmeliyim fakat hep sen beni mutlu ediyorsun...

Yine uyanıyorum gecenin bir yarısından sonra bu durum alışkanlık yapmaya başlıyor... Gece siyah yeleli, gözü kara bir at ben de süvarisiyim. Belki de süvari sensin ben ise yol yordam öğretmeye çalıştığın yolcu olmalıyım... Yolda hissettiğim zamanlarım da az değil... "Uzun ince bir yoldayım, Gidiyorum gündüz gece... Bilmiyorum ne haldeyim, Gidiyorum gündüz gece..."

Sabahın sessizliğinin yerini araçların gürültüleri alıyor yavaş yavaş... Yine bir koşuşturmaca başlıyor...

Eski yıkık dökük bir evsin dış cephen sürekli yenileniyor içine bakan gören var mı?

Aslında o küçük odalarda saklanan ben miyim?

Seni yüreğimdeki küçücük odalardan çıkmamakla suçluyorum hâlbuki sen oralarda noktada kâinatı gördüğünü söyleyip duruyorsun, bense nokta kadar bile yer kaplamayan cismimle kâinatı günahlarımla, zulümlerimle dolduruyorum öyle mi?

Yine de hakkımı veriyorsun değil mi öyle duygular ve med-cezirler yaşıyorum ki seni uzletinden çıkardım, on yıllardır çıkamadığın bir yolculuğa mecbur ettim...

Belki sen de benim gibisin insanın serüvenini yasak meyveden tadıp da dünyaya indirdiği andan itibaren hissediyorsun... Yoksa yaşayıp gözlemlediğin yok... Sınırlı ve fani bir ömrün var benim gibi... Ben seni başkaları ile karıştırıyorum belki...

Hatırlıyor musun Aylan bebeği, Ege Kıyılarına vurmuştu cansız bedeni... İnsanın insana zulmü bitmiyor dedirten acı bir olaydı... Aylan bebek minicik elleri ve ayakları ile uyuyor gibiydi... İnsan bir canavara dönüşmüş... Ekran başında ilk görüntüsünde eskiyen haber oluyor bizim için Aylanlar... Nerede vicdanımız merhametimiz kalmamış evladımıza bile... Bir incecik perdenin ardına saklanıp duruyoruz... Dünyayı imar ederken insanı ihmal ediyoruz... Gemi karaya oturmuş annesinden dua isteyen bile kalmamış aramızda... Su nasıl yükselecek...

Yalnızlığını paylaşmanın bir yolunu buluyorsun her defasında... Hayat sürprizlerle dolu, insanlar da öyle... Kendimizi fazlasıyla önemsiyoruz daha doğrusu kendimizden başka bir şey önemli değil bizim için... Başını ellerinin arasına alıp düşünüyorsun öylece... Nerede hata yaptığını anlamaya çalışıyorsun... Sonra "Yalan dünya işte" diyorsun herkes gibi, herkesten farklı olmak için çıktığın yolda…

Yolumdan gidiyorum kendime bir yol çiziyorum her seferinde... Yolun adabı bu değil mi? Zaman zaman yemyeşil ovalarda yerleşik hayata geçmiş olan mutlu bahtiyar görünen topluluklara rastlıyorum bazen imreniyorum onlara sonra kulağıma üflüyorsun "Yolcu yolunda gerek" diye... Yeniden yüreğimi yükleniyorum, yollara düşüyorum içim buruk gözüm yaşlı... Fakat o da ne Erciyes'in zirvesinden bakınca ovalara, kendinin gün ışığında yaşadığını sananların karanlığını gözlemliyorum ve "Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak, Haykırsam kollarımı makas gibi açarak" diyorum... Bakışların bir kez daha dikiliyor karşıma "Süleymaniye’de bir bayram sabahı" ruhuna eriyorum birken milyon oluyorum... "Kandillere katran döken geceleri" ak düşlerime mayalıyorum ya tutarsa demeden...

Bir derin hikâye benimkisi ışığı derinliğinde saklı... Yunus Emre gönlümün kıyılarında dolaşıp duruyor… Gönlümü Hakkın nazargahı biliyorum, eğri bir odun dahi getirmiyorum gönül tekkeme… Düstur edinmişim asırlardır kimsenin eşiğine başımı koymadan yaşıyorum... Yağız atım tutulmuyor sonsuzluğa susamış bencileyin "uzanıyor Asya'dan Avrupa'ya" merhameti resmediyor ay yıldızlı bayrağın altında...  

Birdenbire torbamdaki balık canlanıyor, boylu boyunca karşımda duruyorsun uzun mu desem kısa mı insan mı desem melek mi özlü bir kaç söz söylüyorsun " Gölgeler ışığın askerleridir... Güne bakar karanlığın gözleri... Suların adaletidir med-cezir... Yer; zalimlerin ayaklarını yutmaya tutar, Mazlumların avuçlarında yükselir sema..."

Anlamaya çalışıyorum düşünüyorum bir müddet sonra sen diye söze başlamak istiyorum bakıyorum gözlerini arıyorum, bulamıyorum yoksun yine... Anlıyorum içimin karanlık odalarına saklanıyorsun biraz gönülleniyorum sonra olsun diyorum bırakıp gitmedi ya, teselli ediyorum kendimi...

Atım eyerleniyor günün ilk ışıklarıyla yola koyuluyorum yalın kılıç... Terkimde sultanımın fermanı... Velev ki ucunda başım var yerine ulaşacak illaki...  

Erciyes’in zirvesinde kırk mağara var... Her mağarada kırk hazine... Kaç kırkın hırsına gem vurabilir ki bu dünya...

Işığa açlığını gök besliyor Erciyes’in... Bulutlar gamzesi oluyor ak çehresinin... Eteklerinden öpüyor Kayseri ve Develi biat etmeyen iflah olmuyor... Kıyamda Erciyes uzun uzun bakıyor kış ve yaz... Birliğini ilan ediyor Hakkın ve birlikten doğan gücü gösteriyor bir başına... Allah'ın dağı deniyor ona tam anlamıyla... Senin benim Allah'ın kulu olduğumuz manada...

Merhamet mayamızda var sırtımızı dönemeyiz ki yetime öksüze ardında yerini yurdunu bırakana... Doğru söylüyorsun zulmü kendimize ediyoruz... Böyle gelmiş böyle gider diye düşünmüyorsun değil mi, böyle gitmemeli...



180 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İlle de Şiir... - 25/09/2019
Şiirin kökleri çok derinlerde bu nedenle bu ağaç kurumaz… Ne de olsa şiir fani bir ömrün yatağına dökülen ebediyet* değil midir?
İlle de Şiir... - 24/09/2019
Şiirin üstüne söylenebilecek en güzel söz daha güzel bir şiirdir.
Şiirkıran... - 18/07/2019
Şiirsiz, bu kelimeyi yazmak bile korkunç, kalan bir dünyada sanatın diğer dalları ölür gider…
Mağara Duvarları... - 22/04/2019
Giydiğimiz giysilere, kullandığımız arabalara bakmayın ya da en lüks uçaklara bindiğimize… Modern denilen zamanlarda tabiri caizse taş devrini yaşayanlarımız var. Sanatçıya kalan mağara duvarları…
TURNUSOL - 09/04/2019
Tanınmak ya da bilinmek için değil bizden sonrasına dünyamızı taşımak için yazmalıyız... Çünkü bizim dünyamız inancımızla, bayrağımızla, toprağımızla, çilekeş hayatımızla, sevgi dolu yüreğimizle örülü değil mi?
Aynaların Dili - 20/03/2019
Oktay RIFAT, “Limonküfü saçların aynada hüzün/Seni bir yıldıza bitişik kıl payı/Dönülmez sevdalara götürsün yüzün.” Aynanın hüznü paylaşan yanı var tabii ki…
Zelanda Yeni Zulüm Eski... - 18/03/2019
Fakat bilmedikleri bir şey var o da; sonu Cennet’te biten bir yolculuktur Müslüman olmak…
12 MART MI? - 12/03/2019
“Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli” Ezanlar ki hem dinin hem milletin hem de devletin temelidir. Ezan okunurken ezana yapılan en basit tabiri ile saygısızlık M. Akif’in ruhunu da incitmiştir mutlaka…
Of of... - 12/02/2019
İnsan kendi elleriyle yaptığı, ortaya koyduğu adına ilerleme dediğimiz nesnelerden yani maddeden değersiz halde... Doğrudur gözüne, eline bir değer biçilemez ancak yüzüne de bakan olmaz...
 Devamı
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.76495.7880
Euro6.41576.4414
KİRALIK EV
SİZE AYRILDI